TARİHTEKİ BAZI BİLİMSEL YANILGILAR

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

Tarih boyunca insanlar yaşadıkları evreni gözlemleyerek, onun sırlarını çözmeye çalıştılar. Birçok bilim adamı insanların akıllarını kurcalayan sorulara yanıt bulmak için ömrünü harcadı. Kimisi yaşadıkları dönemin şartlarına göre büyük buluşlara imza atarken, kimisi de kendi dönemlerinde büyük ilgi gören; fakat daha sonraları ise büyük bilimsel yanılgılar olarak kabul edilen iddialarda bulundu.

Günümüzde çok iyi bilinen bazı gerçekler hakkında geçmişte bilimsellikten ve akılcılıktan uzak bazı iddialarda bulunuldu. Birçok bilim adamı gerek dönemlerinin geri kalmış bilimsel düzeyleri, gerekse sahip oldukları bazı kişisel fikirleri dolayısıyla birçok bilimsel yanılgıya sebep oldu. Tarihte gerçekleşmiş bu gibi bilimsel yanılgılara verilecek en büyük örnek ise yaşamın kökeni üzerine ortaya atılmış iddialardan biri yani Darwinizm'di...

Dünya Merkezli Evren!!!

Batlamyus MS. 2. yüzyılda, o dönemin ilim merkezi olan İskenderiye'de yaşamış bir bilim adamı ve düşünürdü. İçinde bulunduğu evreni tanımak ve dünyanın evrendeki konumunu keşfetmek isteyen Batlamyus uzun süre gökyüzünü gözlemledi. Güneş'in, Ay'ın ve yıldızların hareketleri üzerinde düşündü. Sonunda ise bir karara vardı: Evrenin merkezinde Dünya vardı. Ona göre, Dünya hareketsiz olarak duruyor; Güneş, Ay, gezegenler ve tüm yıldızlar ise onun çevresinde dönüyorlardı. Batlamyus'un büyük ilgi gören bu çalışmaları birçok dile çevrildi. Dünyanın evrenin merkezinde olduğunu öğrenen insanlar, bu fikirden çok hoşlandılar. Batlamyus'un iddialarını ortaya attığı ilk yıllarda, bazı bilim adamları bu iddiaların üzerinde değerlendirmeler yaptı. Ancak bu bilim adamları, iddialardaki birtakım çelişkilerin varlığını fark etmelerine rağmen, Batlamyus'a verilen büyük destekten ötürü susmak zorunda kaldılar. Katolik Kilisesi, Batlamyus modelini büyük bir coşkuyla benimsedi. Bu nedenle de çelişkileri zamanla ortaya çıkan bu modelin terk edilmesi öyle kolay olmadı. 15. yüzyıla gelindiğinde ise, bazı gelişmeler yaşanmaya başlandı. İlk olarak, Kopernik Batlamyus'un fikirlerinde büyük yanlışlıklar olduğunu ortaya koydu. Kopernik dünya merkezli evren inancına kesin olarak karşı çıktı. En sonunda, gerçeğe ulaşıldı: Dünya evrenin merkezinde değildi. Günümüze kadar yapılan araştırmalar sonucunda ise, Dünya'nın Güneş çevresinde dönen bir gezegen; Güneş'in Samanyolu Galaksisi'nin içindeki milyarlarca yıldızdan biri ve de Samanyolu'nun ise sayısı bile tespit edilemeyen yıldız kümelerine sadece bir örnek olduğu ortaya çıktı. Batlamyus modeli, uzun zaman astronominin temeli sayılmış, ama büyük bir yanılgı olduğu sonradan anlaşılmıştı.

Ateşin Oluşumu

1600'lü yılların sonuna doğru ise, bilim tarihi bir başka yanılgıya sahne oldu. Ateş ve saçtığı alevler her devirde insanların ilgisini çekmişti. O döneme kadar henüz sırrı keşfedilememiş ateşin kaynağı üzerinde düşünen insanlardan biri de Alman bilim adamı G. E. Stahl'dı. Stahl araştırmaları sonucunda, ateşe "flojiston" adı verilen gözle görülemeyen bir maddenin yol açtığını ileri sürdü. Stahl'a göre flojiston nesnelere girip çıkabilen bir maddeydi. Flojistona sahip bir nesne hızla yanarken, flojistonun olmadığı nesneler ise yanmıyordu. Yanan maddelerden duman çıkması, bu maddelerin yanarken küçülmeleri ve hafiflemeleri, flojistonun bu maddeleri terk etmesi olarak yorumlandı. Araştırmalarda, yanan maddelerin üzerlerinin kapatılmasıyla veya toz ve toprak atılıp söndürülmeleriyle flojistonun çıkışının engellendiği ve böylece ateşin söndüğü düşünülüyordu. Ancak zamanla, metallerin yanarken küçülmemeleri veya hafiflememeleri flojistonun gerçekliği hakkında bazı kuşkuların doğmasına neden oldu. 1700'lü yılların sonunda ise havanın farklı birkaç gazın karışımı olduğu keşfedildi. Bu farklı gazların farklı biçimlerde yanmaları da flojiston kuramıyla açıklanmaya çalışılırken, oksijen gazıyla ilgili yapılan araştırmalardan biri kuramın sonunu getirdi. Antoine Lavoisier adlı bilim adamı oksijen gazı içinde yaktığı bir metali gözlemledi. Bu gözlemi sonucunda yanan metalin ağırlığının arttığını, oksijen miktarının da azaldığını fark etti. İşte bu deney insanlara ateşin kaynağını da gösterdi. Nesneler oksijen aldıkları için yanıyordu. Flojiston isimli görünmeyen madde ise asla varolmamıştı.

"Elektriklenen Kurbağalar"

Tarihte gerçekleşmiş bilimsel yanılgılara vereceğimiz bir diğer örnek ise, elektriğin kaynağı üzerine yapılmış bir yorumdur. Doktor Luigi Galvani 1780'li yıllarda hayvanlarla ilgili araştırma yaparken, birdenbire yeni bir elektrik kaynağı bulduğunu sandı. Kurbağalar üzerinde yaptığı araştırmalarda, metal bir parçaya bağlanan kurbağa bacağındaki kasların kıpırdadığını gördü. Galvani bu canlı üzerinde yaptığı birkaç araştırma sonucunda kararını verdi: bir metal hayvanların kaslarından ve sinirlerinden kaynaklanan elektriğin dışarı çıkmasını sağlıyordu. Galvani deneyi tek bacak üzerinde tek metal parçasıyla yapmıştı. Bu deneyin mantığından şüphelenen Alessandro Volta isimli bilim adamı konuyla ilgili çalışmalara başladı. Volta kurbağanın bacağına bir telin farklı iki ucunu bağladı ve bacaklardaki kasların seyirmediğini gördü. Bu deneyden sonra çalışmalarına devam eden Volta , kurbağadan veya başka bir hayvandan kaynaklanan elektrik iddiasının gerçek olmadığını kanıtladı. Elektrik elektronlardan kaynaklanan bir akımdı ve metaller elektronu daha kolay veriyordu. Hayvansal elektrik kuramı da bir dönem insanları şaşırtmış bir yanılgıydı.

Tüm Zamanların en Büyük Yanılgısı: Darwinizm

Bu örneklerden de açıkça görüldüğü gibi, günümüzde çok iyi bilinen bazı gerçekler hakkında geçmişte bilimsellikten ve akılcılıktan uzak bazı iddialarda bulunuldu. Birçok bilim adamı gerek dönemlerinin geri kalmış bilimsel düzeyleri, gerekse sahip oldukları bazı kişisel fikirleri dolayısıyla birçok bilimsel yanılgıya sebep oldu. Aslında tarihte gerçekleşmiş bu gibi bilimsel yanılgılara verilecek en büyük örnek, yaşamın kökeni üzerine ortaya atılmış iddialardan biriydi. Çünkü bu iddianın etkileri ve mantıksızlığı bir önceki sayfada örneğini verdiğimiz yanılgılardan çok daha büyük oldu. Bu yanılgı, evrim inancıyla materyalist dünya görüşünün birleştiği 'Darwinizm'di.

Teoriyi Charles Darwin adlı İngiliz doğabilimci ortaya attı. O da içinde yaşadığı dönemin yetersiz bilimsel imkanları nedeniyle yanılmıştı. Yaşamın basit bir yapıya sahip olduğunu ve rastlantılarla doğup gelişebileceğini sanmıştı. Hayvanlardaki doğal çeşitlenmenin sınırsız olduğunu, uzun zaman verildiğinde her türün başka bir türe dönüşebileceğini zannetmişti. Bu yanlış varsayımların üzerine bir teori kurdu. Teorinin yanlışlığı ise 20. yüzyıldaki gözlem ve deneylerle ortaya çıkacaktı. Ancak Darwinizm'in önceki bilimsel yanılgılardan önemli bir farkı vardır: Hala revaçtadır. Hala bu teorinin ısrarlı savunucuları vardır. Bunun nedeni ise, söz konusu teorinin 19. yüzyıldan bu yana insanların düşüncelerine egemen olan materyalist felsefenin en önemli dayanağı olmasıdır. Materyalist felsefeye körü körüne bağlı pek çok insan, "bilim adamı" sıfatı taşısalar bile, Darwinizm'e inanmayı ve onu savunmayı kendilerine görev edinmiştir.

İskandinav bilim adamı Søren Løvtrup Darwinism: The Refutation of a Myth (Darwinizm: Bir Efsanenin Çürütülmesi) adlı kitabında bu konuda şöyle demektedir:

Sanırım herkes, bir bilim dalının tamamının yanlış bir teoriye bağımlı hale gelmesinin çok büyük bir şanssızlık olacağını kabul edecektir. Ancak biyolojide yaşanan şey tam da budur: Uzun bir zamandır insanlar evrimsel konuları Darwinistik kavramlarla tartışıyor, "adaptasyon", "seleksiyon basıncı" ya da "doğal seleksiyon" gibi kavramlarla. Sonra da bu tartışmalarla doğal olayların açıklanmasına katkıda bulunduklarını sanıyorlar. Ama gerçekte hiçbir katkı sağlamıyorlar... İnanıyorum ki, Darwinizm efsanesi bir gün bilim tarihindeki en büyük aldanış olarak tanımlanacaktır. (Søren Løvtrup , Darwinism: The Refutation of A Myth, New York: Croom Helm, 1987, s.422)

Darwinizm'in en büyük aldanışı, hayatın yaratılmadığını, kendiliğinden ortaya çıktığını iddia etmesidir. Oysa tek bir canlı hücresindeki, hatta tek bir proteindeki tasarıma ve bunun ardındaki "bilgi"ye tanık olan bir insan, bu iddianın saçmalığını görebilir. Geçtiğimiz yıllarda ölen ünlü İngiliz bilim adamı Sir Fred Hoyle, hücredeki kompleks yapı karşısında ortaya çıkan sonucu şöyle özetlemektedir:

Aslında, yaşamın akıl sahibi bir Varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmemesinin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir. (Fred Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, s. 130)

İşte bu "psikolojik" sebeple Darwinizm'e körü körüne inanan, gördüğü tüm delillere karşı hala yaratılış gerçeğini reddeden ve Allah'ı inkarda direten kimseler ise, kibirlerine yenilmişlerdir.

 

 

 

   
 
Ana Sayfa
 

 

www.bilgilerdunyasi.net © 2004