LEFKOŞA MİTİNGLERİ VE KİMLİK EROZYONU

Kıbrıs'ta yaşanan son gelişmeler, adadaki Türk toplumunda milli bilinç konusunda ciddi bir çözülme olduğu izlenimi vermektedir. Geçtiğimiz aylarda, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın önderliğinde "ortak vizyon" adlı oluşuma dahil 92 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla Lefkoşa'da düzenlenen mitinglerde, "çözüm" çağrısı yapılmış, ancak haklı gibi gözüken bu çağrının altında bazı vahim mesajlar da verilmiştir. Mitinge katılanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığına dolaylı da olsa karşı çıkmışlar, adada Rumlar ile ortak bir yönetim kurulması ve Birleşmiş Milletler'in öne sürdüğü -ve Türk tarafının çıkarlarını gözetmeyen- planın itirazsız kabul edilmesi çağrısında bulunmuşlardır. Atılan sloganlarda "Avrupa Birliği vatandaşlığı" ön plana çıkmış, "Müslüman Türk" kimliği üzerinde en ufak bir vurgu yapılmamıştır. Mitinglerin sembolik manzarası da dikkat çekicidir: Sayın Denktaş'ın Bayrak Televizyonu'ndaki açıklamalarında da vurguladığı gibi, mitinglerde hiç KKTC bayrağı açılmamış, Türk bayrağı dalgalandırılmamış, bunların yerine Avrupa Birliği bayrakları tercih edilmiştir. Hatta son mitingde 1974 öncesinde var olan, Rum egemenliğindeki birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı açılmıştır ki, her ne kadar tepki üzerine indirilmişse de, bu hareket adadaki "Türk kimliği" nin devamı açısından endişe verici bir görüntüdür...

Bu mitinglere katılanların sayısının 30 bine kadar çıktığı yönünde tahminler vardır. Adanın Türk nüfusunun 150 bin civarında olduğu düşünülürse, bu rakamın oldukça kayda değer bir sayı olduğu görülebilir. Bu mitingleri ve bunlara katılan kitleyi görmezden gelmek, mümkün değildir.

Yapılması gereken, ortada ciddi bir "kimlik erozyonu" olduğu gerçeğini kabul etmek ve bunun çözümlerini aramaktır.

Bir kimlik erozyonunun yegane çözümü ise, o kimliği oluşturan değerlerin güçlendirilmesinden geçmektedir.

Kıbrıs İçin Kültür Kampanyası

İçinde yaşadığımız devir, dünya tarihinde daha önce bir benzeri bulunmayan "globalleşme" çağıdır. Basın, televizyon, internet, sinema gibi kitle iletişim araçları, dünyanın dört bir yanını birbiriyle her an buluşturmaktadır. Kültürler, daha önce hiç olmadığı kadar birbirleriyle içiçe girmiş durumdadır.

Böylesine bir dünyada bir milletin varlığını koruması için, hem global değerleri ve araçları benimsemesi, hem de kendi milli değerlerini çok iyi muhafaza etmesi gerekir. Bunun yolu ise, modern çağın araçlarını ve yöntemlerini kullanarak, milli ve manevi değerlerin yüceltilmesidir. Global kültürün öncüsü olan ABD bu politikayı kendi açısından oldukça bilinçli bir şekilde yürütmektedir: Amerikan filmlerinde çok yoğun biçimde gözlemlenen Amerikan milliyetçiliği herkesin malumudur. 11 Eylül'ün hemen ardından tüm ABD'ye Amerikan bayrakları, Amerika'nın milli ve dini değerlerini, Allah'a güvenini ifade eden sloganlar egemen olmuştur. Başta Başkan Bush olmak üzere, devlet adamları, verdikleri mesajlarda Amerika'nın milli ve dini değerlerini sürekli ön plana çıkarmaktadırlar.

İşte milli ve manevi değerleri yücelten böyle bir kültür kampanyasının, "kültürel erozyon" tehlikesiyle karşı karşıya kalan her yerde, özellikle de Kuzey Kıbrıs'ta ivedilikle başlatılması gereklidir. Kuzey Kıbrıs Türkü; sahip olduğu Türk kimliği, Müslüman kimliği ve Osmanlı mirası konusunda modern kitle iletişim araçlarıyla bilinçlendirilmelidir. Müslüman-Türk kimliğinin neden bir gurur ve şeref vesilesi olduğu, bu kimliği taşıyan insanların asırlar boyunca tüm dünyaya nasıl nizam verdiği anlatılmalıdır.

Bu kampanya çerçevesinde, Türk milli ve manevi değerlerini Kuzey Kıbrıs halkına daha güçlü bir biçimde yerleştirmek için:

Kıbrıs'ın tüm gazete ve dergilerinde ve Kıbrıs televizyonu Bayrak TV'de yoğun bir kültürel seferberlik yürütülmeli; Türk tarihi, Osmanlı tarihi, Müslüman-Türk ahlakı, 1974 öncesinde Kıbrıs'ta yaşanan olaylar, 1974'teki Barış Harekatı'nın Kıbrıs halkına kazandırdıkları gibi önemli konular; açık, anlaşılır, düzeyli ve kaliteli yazı ve yapımlarla halka anlatılmalıdır.

KKTC'nin dört bir yanında konferanslar düzenlenmeli, üstte sayılan konular halka yüz yüze anlatılmalı, halkın bu konudaki görüşleri değerlendirilmeli, soruları yanıtlanmalıdır.

Kuzey Kıbrıs halkını, mevcut yönetime küstüren birtakım hatalı politikalar ve uygulamalar varsa, bunlar da bir an önce düzeltilmeli, halkın KKTC'ye ve Türkiye'ye olan güvenini perçinleyecek sosyal politikalar geliştirilmeli, insanların sorunlarına çözümler getirilmeli, halk bu çözümleri "Güney'le entegrasyon"da aramaktan kurtarılmalıdırlar.

Bu konularda devletimizin ve KKTC'nin sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapması gerektiği ise açıktır. Devletimiz kuşkusuz gerekli politikaların belirlenmesi ve uygulanması konusunda gerekeni yapacaktır, ancak kültürel kampanyalar en iyi ve etkili biçimde gönüllü sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülebilir. Bu konuda tecrübe ve birikim sahibi olan vakıf ve dernekler, göreve çağrılmalı ve desteklenmelidir. Eğer bu çalışmalar başarılı ve etkili bir biçimde yürütülür, devletimiz bunun için gerekli desteği sağlarsa, o zaman Kuzey Kıbrıs'taki "kültür erozyonunun" da kısa sürede önü alınacaktır. Ve Kuzey Kıbrıslı soydaşlarımız, kendilerini Avrupa Birliği bayrağı açmaya iten yanılgıdan sıyrılarak, yeniden Ay-Yıldız altında onur, mutluluk ve güven bulacaklardır.

 

 

 

   
 
Ana Sayfa
 

 

www.bilgilerdunyasi.net © 2004