KIBRIS İÇİN GEREKLİ SİYASİ TAVIR

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son olarak hazırlayıp her iki ülke temsilcilerine göndermiş olduğu yaklaşık 150 sayfalık belgede KKTC için çok ciddi riskler bulunuyor. Hazırlanan belgede Kıbrıs Türkleri'nin egemenliğinin yer almaması, belgenin olduğu haliyle kabul edilmesi durumunda adada yaşayan Türkler'in en fazla 3 ila 5 yıllık bir süre içerisinde azınlık olarak nitelendirilip o şekilde bir muameleye maruz kalma durumlarının bulunması, Annan'ın raporunu kabul edilemez bir hale sokuyor. Ayrıca belgede belli bir orandaki Rum vatandaşlarının KKTC'ye ait bölgelere yerleştirilmesi de teklif ediliyor. Böyle bir durumda ise Türklerle Rumlar arasında 1960 yılında yapılan antlaşmada iki ayrı topluluk statüsünü korumak için alınmış bütün tedbirlerin ortadan kalkması ihtimali söz konusu. Daha kötüsü ise, iki halkın güvenle yaşayabileceği uygun zemin hazırlanmadan karma bir toplum modelininin uygulanmaya çalışılmasının geçmişte olduğu gibi çok zararlı sonuçlar doğurabilmesi ihtimalidir.

Böyle bir anlaşma hayata geçirildiğinde, pek çok Kıbrıs Türkü evinden ve işinden olacak, huzursuzluğa ve sıkıntıya maruz kalacaktır. Adada 1974'ten bu yana süren ve artık oturmuş olan yerleşimleri dağıtmak, insanları evlerinden çıkarmak, dirlik ve düzenlerini bozmak, kimseye yarar getirmez.

Türkiye'nin bu konudaki politikası, Milli Güvenlik Kurulu'nda da son derece isabetli bir biçimde ifade edildiği gibi, Kuzey Kıbrıs'lı Türklerin güvenliğini öncelikli amaç olarak belirlemek ve KKTC yönetimine destek olmak esaslarına dayanmalıdır. Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'nin bir parçasıdır. Kıbrıs davası, milli davadır. Kahraman Türk Ordusu, 1974'teki Kıbrıs Barış Harekatı ile adadaki soydaşlarımızı radikal Rumların soykırım emellerinden korumuştur. Bu gerçekler hiçbir zaman gözardı edilemez. Adada Türk tarafını dezavantajlı duruma düşüren ve dahası güvenliğini riske eden çözümlere itibar edilemez.

Kıbrıs, Türkiye açısından büyük stratejik önem taşıyan bir noktadır. Kıbrıs üzerindeki denetimini yitiren bir Türkiye, Akdeniz'e çıkış imkanını da yitirmiş demektir.

Son yapılan MGK toplantısından da çıkan karar doğrultusunda Türkiye, Denktaş'ın ısrarla üzerinde durduğu, adada iki ayrı devlet bulunduğu gerçeğinin kabul ettirilmesi için çalışmalıdır. İki ayrı devletin oluşturacağı ortaklık devleti, dış ilişkilerde müstakil kararlar verebilecek, iç işlerde ise birbirlerinden bağımsız olacaktır.

Ayrıca Türkiye'nin garantörlüğünün de devam etmesi şarttır.

Annan Planı Neden Sakıncalı?

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, hazırlamış olduğu rapor detaylı biçimde incelendiğinde, Türkiye'nin ve KKTC'nin ihtiyatlı tavrının haklılığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Görüşmelere zemin olması istenen raporda göze çarpan en ciddi sakıncalar Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da ele alınmış ve ancak bunların düzeltilmesi durumunda Kıbrıs'ta muhtemel bir çözümün olabileceği vurgulanmıştır. Annan Raporu'nun Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin aleyhinde sonuçlar doğurabilecek yönleri şöyle sıralanabilir:

1. Raporda her iki ülke için sunulan haritaların kabul edilmesi durumunda, Türk kesiminin sınırları 1974 öncesindeki duruma geri dönecektir. Bu, Kıbrıs Türkleri için çok sakıncalı bir durum ortaya çıkaracak, örneğin Lefkoşa'dan Mağusa'ya gitmek isteyen bir Türk en az 4 kez Rum kontrol noktasından geçmek zorunda kalacaktır.

2. Adadaki Türk askerlerinin sayısının 10 binin altında tutulması, hem Kıbrıs Türklerini hem de Türkiye'yi olası bir tehlike karşısında tehdit altına sokacaktır.

3. 20 yıl içinde 60 bin Rum'un Kuzey Kıbrıs'a yerleştirilmesi öngörülmüştür. Bu, Türk topraklarının dörtte birinden fazlasının Rum tarafına verilmesi, Kıbrıs'ın en stratejik bölgelerinin ve en verimli tarım arazilerinin Rumlara terk edilmesi, ayrıca 60 bin Kıbrıslı Türk'ün yerlerini yurtlarını bırakarak göçmen durumuna düşürülmesi demektir. Bu soydaşlarımızın nasıl yeniden yerleştirileceği, yaşayacakları mağduriyetlerin nasıl giderileceği, kayıplarının nasıl karşılanacağı soruları yanıtsızdır.

4. Türkiye'nin garantörlük haklarının ortadan kalkması veya kapsamının daraltılması da yine Türkiye ve Kıbrıslı Türkler için güvenlik açısından büyük sakıncalar içermektedir.

Bu nedenle KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın Annan Planı karşısındaki eleştirel tavrı son derece haklıdır. Nitekim devletimizin yetkili makamları da Annan Planı'nın sakıncalarının bilincindedir ve bu nedenle Sayın Denktaş'a destek vermektedirler.

Sayın Denktaş, üzerine düşen ağır sorumluluğu yerine getirmeye çalışırken Kıbrıslı Türklerin hakları kadar onları kurtarmak için canını vermiş olan şehitlerimizin de hatırasını düşünerek hareket etmektedir. Aynı bilincin sadece belirli bir kesim değil, tüm Kuzey Kıbrıs halkı tarafından paylaşılması gerekir.

 

 

 

   
 
Ana Sayfa
 

 

www.bilgilerdunyasi.net © 2004