Klonlama İnsan Yaratmak Değildir

 
 

Klonlama konusunda pek çok insanın içine düştüğü en önemli yanlış, kopyalamayı "insan yaratmak" olarak anlamalarıdır. Oysa kopyalamanın böyle bir anlamı kesinlikle yoktur. Kopyalama, zaten var olan canlı bir üreme mekanizmasına, zaten var olan bir genetik bilgiyi eklemekten ibarettir. Bu işlemde ne yeni bir mekanizma, ne de yeni bir genetik bilgi üretilmiş değildir.

 

Merkezi Kanada'da olan UFO'cu bir tarikat ve birkaç hırslı bilim adamının açıklamaları son günlerde dünya gündemine oturdu. Henüz bilimsel olarak ispatlanmamış olsa da insan kopyalamak üzere kurulan ve Raelian tarikatının finanse ettiği Clonaid şirketinin müdürü Fransız Brigitte Boisselier'in ''klonlama tekniğiyle elde edilen kız bebeğin dünyaya geldiği'' açıklaması dünyanın dörtbir yanında şiddetli tepkiler doğurdu. Bilimadamları, din adamları, siyasetçiler, sivil toplum örgütleri bu bilimsel etiğe ve ahlaka aykırı davranışı şiddetle kınıyorlar.

CANLILARIN KOPYALANMASI NE DEMEK?

Kopyalama konusunda insanların içine düştüğü en önemli yanlış anlama kopyalamayı "insan yaratmak" olarak anlamalarıdır. Oysa kopyalamanın böyle bir anlamı kesinlikle yoktur. Kopyalama, zaten var olan, canlı bir üreme mekanizmasına, zaten var olan bir genetik bilgiyi eklemekten ibarettir. Bu işlemde ne yeni bir mekanizma, ne de yeni bir genetik bilgi üretilmiş değildir. Var olan bir insanın genetik bilgisi alınmakta, bir annenin rahmine yerleştirilmektedir. Annenin, doğuracağı yeni çocuğun, genetik bilgisi alınan kişinin "tek yumurta ikizi" olması sağlanmaktadır. Aslında bu ortak klon özelliklerine sahip insanlardan yüzbinlercesi dünya üzerinde yaşamaktadır. Aynı yumurtadan olan tek yumurta ikizleri de klonlanan canlı ve klon kopyası gibi ortak genetik yapıya sahiptirler. Ancak bu onları asla aynı kişi yada kopya yapmamakta, sadece birbirlerine benzeyen hatta iki farklı insan konumuna getirmektedir.

Kopyalama işlemi için kopyalanması planlanan canlının DNA'sı kullanılır. Canlının bir hücresinde bulunan DNA'sı mikroskop altında alınır ve o türden başka bir canlıya ait bir yumurta hücresinin içine yerleştirilir. Hemen ardından elektrik şok uygulanır ve yumurta hücresinin bölünmeye başlaması sağlanır. Bölünmeye devam eden embriyo o türden herhangi bir canlının rahmine yerleştirilir ve gelişip doğması beklenir.

BİLİM KURGU MASALLARI

Kopyalamanın ne olduğunu bilmeyen pek çok kişi ise bu konuda hayali düşüncelere sahiptir. Örneğin 30 yaşında bir insanın hücresinin alınıp, hemen o gün yine 30 yaşında bir kopyasının üretildiğini zannetmektedirler. Oysa sadece bilim kurgu filmlerinde rastlanabilecek olan böyle bir "kopyalama" yoktur ve mümkün de değildir. Kopyalama aslında bir insanın "tek yumurta ikizi"nin doğal yollarla (yani anne rahminde) hayata getirilmesinden ibarettir. Canlı klonlarında, örneğin ilk klonlanan koyun olan Dolly'de, yeni doğan canlı hiçbir zaman orjinaliyle aynı olmamaktadır. Koyunlardan sonra klonlanan domuz ve farelerde de klonlanmış bireylerin orjinallerinde olmayan sağlık sorunlarıyla karşılaştıkları tesbit edilmiştir. Nature dergisinin Mayıs 2001 tarihinde yayınlanan sayısındaki bir bilimsel makalede Dolly'nin kendi yaşıtlarındaki koyunlardan çok daha hızlı yaşlandığı, şu an üç yaşında olmasına rağmen altı yaşındaki koyunlarda gözlenen genetik özelliklere sahip olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca klonlanan her embriyo da canlı safhasına ulaşamamaktadır. İskoçya'da Roslin Enstitüsü'nde Dolly'nin üretilmesi sırasında laboratuarda klonlanarak farklı koyunlara aktarılan 29 embriyodan yalnızca birinin gelişimini sürdürdüğü düşünülürse klonlama, birçok canlıda, doğal şartlarda kendiliğinden oluşabilecek bir süreç değildir.

Bir insanı veya başka herhangi bir canlıyı yaratmak, yani yoktan var etmek sadece Allah'a mahsustur. Nitekim bilimsel gelişmeler de bu yaratmanın insanlar tarafından gerçekleştirilmesinin imkansız olduğunu göstererek, aynı gerçeği teyit etmektedir.

"KLONLAMA ÖLDÜRÜYOR"

İlk kopyalanan canlı olan koyun Dolly doğduğunda teknolojinin klonlamadaki problemleri bir gün çözeceği ve binlerce insanın hayatını kurtaracağı ümit ediliyordu. Ancak hayvanların klonlamasındaki son durum alarm veriyor. New Scientist dergisinin 19 Mayıs 2001 tarihli sayısında yer alan bir makalede "klonlamanın hayvan yaşamı için bir kayıp olduğu" açıklandı. Verilere göre kopyalanan hayvanların bir çoğu ya doğmadan ölüyorlar, ya da doğduktan kısa süre sonra. Bugüne dek sorunun gündeme gelmediği belirtilen makalede, ölen kopyaların bilimsel yayınlara konu edilmediğinden yakınılıyor.

ABD'deki Hematech firmasından Jim Robl "devamlı olarak kusurlu kopyalar üretiyoruz" diyerek, kopyalandıktan sonra hayatta kalmayı başarabilen danaların aşırı büyüklüğünden, akciğer ve kalp problemlerinden yakınıyor. Makalede ne kadar çok klonlama uzmanı ile konuşulursa, doğumsal kusur listesinin de uzayıp gittiği aktarılıyor.

"Herhangi bir model yok, bu çok şaşırtıcı" diyor Robl, büyümüş diller, yassı yüzler, bozuk böbrekler, tıkalı bağırsaklar, bağışıklık bozuklukları, diyabet, uzuvlara kısa gelen kaslar nedeniyle işe yaramaz eğik ayaklar...

İNSAN HAYATI GÖZARDI EDİLİYOR

Kurbanlar yalnızca kopya hayvanlar değil; onların anneleri de sıklıkla ölüyorlar. Annelerin onikisinden dördü gebelik sorunları nedeniyle kaybediliyor. ABD'deki Infigen firmasından Michael Bishop bu konuda "anne ineği ve kopyayı feda ediyoruz... hiçbir kahraman bu hayvanları kurtaramaz" diyor. Bu acı sonuçlar kopyalanan diğer hayvanlar için de geçerli; fare, kedi ve köpek. Üstelik kopya kedi ve köpekler hiçbir şekilde hayata gözlerini açamıyorlar.

Bu arada, her klonlamacı bilim adamının üzerinde hemfikir olduğu tek şey var, o da insan kopyalamanın kabul edilemez olduğu. Oregon Bölgesel Primat Araştırma Merkezi'nde maymun kopyalamaya çalışan Don Wolf, insanın anne karnında bu tip anormallikler için takip edilmesi fikrinin "tamamen saçmalık" olduğunu belirterek şunları soruyor: "60 günlükken sağlam görünen bir cenin 61inci günde ölebiliyor" diyor. "5 gün yaşadıktan sonra ölen bir kopya, normal kromozomlara ve genlere sahip olabiliyor, çıkacak sorunlar için neye bakılacağını bilemezken nasıl ve neyi tarayacaksınız?" Annenin ve doğacak bebeğin hayatlarının bu kadar risk altında olduğu bir işlemi gerçekleştirmeye çalışmak nasıl bir hırs ve sapkın bakış açısının ürünü olduğunu ilerki bölümlerde daha ayrıntılı göreceğiz.

DOLLY DENEMESİ

Adını Amerikalı ünlü bir şarkıcının isminden alan ilk klonlanan canlı olan koyun Dolly'nin klonlandığı deneyde, aslında birbirinden farklı genetik özelliklere sahip 3 ayrı koyun söz konusuydu. A koyunundan alınan hücre çekirdeğindeki genetik bilgi B koyunundan alınan ve çekirdeği boşaltılmış hücreye nakledildi. Çekirdeği ve hücre yapısı ayrı koyunlardan alınan bu hücre küçük elektrik akımları altında bölünmeye zorlandıktan sonra bölünen hücreler C koyununa nakledildi. Bu koyundan doğan yavru da tamamen A koyununun genetik kopyası olarak dünyaya geldi. Bu koyun, yani Dolly laboratuar ortamlarında babasız dünyaya gelmiş ilk memeli canlıydı.

Peki, Dolly laboratuar ortamlarında tamamen bilim adamlarının beceriyle ortaya çıkmış bir canlı mıydı? Şüphesiz hayır. Çünkü bu işlem sırasında kullanılan bütün biyolojik materyaller, hücre, hücre çekirdeği, hücre zarı, mitokondri, DNA gibi canlılığın hayati bütün parçaları, hazır şekilde bir canlıdan alınıp diğer canlıya nakledilmiştir. Bu canlılığın cansız maddelerden ortaya çıkması değil canlı bir varlığın canlı başka bir varlığa teknolojik imkanlar da kullanılarak hayat vermesidir.

Bu durum, aslında canlılarda devamlı olarak gerçekleşen bir üreme tarzıdır. Örneğin çilek, patates gibi bitkiler ve karınca, arı, kertenkele gibi canlılar çok benzer bir şekilde ürerler. Bir sonraki nesil bir önceki neslin tüm özelliklerini kendi hücrelerinde taşır.

BİLİM SAPKIN TARİKATLARIN ELİNE DÜŞERSE

İlk kopya bebeği dünyaya getirdiğini açıklayarak tüm dikkatleri üzerine çeken 55 bin müridli Raelian Tarikatının merkezi Kanada'nın Quebec eyaletinde bulunuyor. UFO'cular olarak da adlandırılan bu sapkın tarikat, yeryüzündeki yaşamın uçan dairelerle uzaydan gelen zeki varlıklar tarafından yaratıldığına, insanın da genetik kopya ürünü olduğuna inanıyorlar. Kanada'da yaşayan tarikat lideri Claude Vorilhon adlı Fransız, kendisinin peygamber olduğunu iddia ediyor ve genetik kopyalamanın insanlığa sonsuz yaşam olanağı vereceğini öne sürüyor. Babasının uzaylı bir varlık olduğunu iddia eden eski Fransız gazeteci 1973 yılında uzayda yaşayan yaratıklar tarafından ziyaret edildiğini iddia ediyor. Bu ziyaret sırasında uzaylı yaratıkların kendisine mesajlar ilettiğini ve bu mesajları bir kitapta topladığı ve bu mesajı insanlara iletmekle görevlendirildiği akıldışı iddialarındandır. Söz konusu sapkın Tarikat Kudus'te, 2035 yılında gelmesini bekledikleri uzaylıların ziyaretine hazırlık amacıyla, bir elçilik açmak için çalışıyor. Aslında yapmak istedikleri uzaylılar için bir tapınak. Bu tapınak tamamlanmadan uzaylıların kesin olarak dünyaya gelmeyeceklerine inanıyorlar. Tarikatın sembolü'de önceden içinde gamalı haç bulunan altı köşeli bir yıldızken, içinde spiral olan altı köşeli bir yıldıza çevrilmiş durumda. Bu tarikat tarafından kurulan ve kaynakları sağlanan Clonaid şirketi 1997 yılında faaliyete başladı. Başlangıçta faaaliyetlerini ABD'de sürdüren labaratuar 2000 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) klonlama çalışmalarına izin vermeyeceğini açıklaması üzerine merkezini Kanada'ya taşımıştı.

SAPKIN TARİKATLARIN VE SAHTE BİLİM ADAMLARI

Açıkça görülmektedir ki Raelian Tarikatı, bugün dünyanın birçok noktasında faaliyet gösteren sapkın tarikatlardan birisidir. Bu sapkın tarikatların faaliyetleri son yirmi yılda birçok kez görülmüştür. Toplu intiharlar, kitle katliamları, inanç adı altında insanlara empoze edilmeye çalışılan akılalmaz masallar, bu tip tarikatlarla birlikte anılmaktadır. Bu sapkın inançlara hizmet eden hırslı, para ve şöhret düşkünü bilimadamları mevcuttur. İlk klon bebeğin doğmasını sağlamak bugün dünyada bazı bilimadamları arasında çılgınca yarış halini almıştır. Klonlandığı iddia edilen bebeğin, eğer gerçekten klonlanmışsa, sezeryanla dünyaya getirilmesinin sebebi de bu çılgınca sürmekte olan yarıştır. Bilindiği gibi Dünyanın ilk kopya insan üzerinde çalışan doktor olarak bilinen Severino Antinori adlı İtalyan jinekolog Ocak ayı içinde ilk kopya bebeğin dünyaya geleceğini açıklamıştı. Raelian tarikatını finanse ettiği projenin başındaki Fransız bilim müdürü Brigitte Boisselier, ilk klon bebeğin doğmasını sağlayan kişi olmak amacıyla sağlıksız bir doğum yapmış ve bebeği sezeryanla almıştır. Burada söz konusu olan inekler yada koyunlar değildir. Hayatı üzerinde acımasızca oynanan bir anne ve onun hiçbir şeyden habersiz bebeğidir.

"İNSANLIK UZAYLILARDAN KOPYALANDI" SAÇMALIĞI

Son günlerde insane klonlama iddiaları ile birlikte "yeryüzündeki yaşamın kaynağının uzaylılar olduğu" yalanı ortaya atılmıştır. Dünyaya ulaşan gökyüzü cisimlerinde, yaşamın uzayda tohumlama yapan dünya dışı varlıklar tarafından başlatıldığı iddiasını destekleyecek veya doğrulayacak hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Bu konuda bugüne kadar yapılan tüm araştırmaların ortaya koyduğu gerçek bu cisimlerde bazı çok basit organik maddeler dışında canlılıkta yer alan herhangi bir kompleks molekülün saptanmadığıdır. Bu cisimlerde saptanan organik maddeler canlılık açısından hiçbir şey ifade etmezler. Dünyamıza yönelik göktaşı bombardımanı bugün de devam etmektedir. Ancak bu cisimlerin araştırılması "tohumlama" tezini doğrulayabilecek bir bulgu ortaya koymamaktadır.

Bu tezi savunanların karşısındaki önemli bir soru da şudur: Yaşamın uzayda bir bilinç tarafından oluşturulup, Dünya'ya ulaştığı kabul edilse bile, yeryüzündeki milyonlarca farklı canlı türü nasıl oluşmuştur? Tüm bunların yanısıra, evrende yeryüzündeki yaşamı başlattığı iddia edilen herhangi bir uygarlık veya varlığa ait ize de rastlanmamıştır. Özellikle son 30 yıl içinde büyük hız kazanan astronomik gözlem ve araştırmalar sonucu evrende, dünyada yaşam başlatabilecek bir uygarlığa ait bir belirti bulunamamıştır.

HAYATIN KÖKENİ YARATILIŞTIR

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da canlılığın kökenini uzayda arayan bilim adamlarının, canlılığın başlangıcı konusuna yeni bir yorum getirmedikleridir. Hoyle, Wicramasinghe, Crick gibi evrimci bilim adamları da dünya üzerinde hayatı oluşturabilecek tesadüfi bir oluşumun imkansızlığını gördüklerinden canlılığın uzaydan gelmesi gerektiği gibi bir arayışa girmişlerdir. Ne var ki canlılığın tesadüfen meydana gelmesi gibi bir imkansızlık yeryüzü için olduğu gibi uzay için de geçerli olduğundan bilinçli bir tasarımın varlığını kabul etmek zorunda kalmışlardır. (Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı; Zamansızlık ve Kader Gerçeği kitapları)

Ancak bilinçli tasarımın kaynağı konusunda ortaya attıkları "uzaylılar" tezi son derece çelişkili ve anlamsızdır. Modern fizik ve astronomi, evrenimizin bundan 12-15 milyar yıl önce "Big Bang" adı verilen büyük bir patlama ile meydana geldiğini ortaya koymuştur. Evren içinde yer alan her türlü maddesel varlık da bu dönem içinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Dünyamızdaki canlılığın kökenini evrendeki diğer bir madde kökenli canlılıkta arayan bir düşünce, uzayda var olduğunu iddia ettiği o canlılığın nasıl meydana geldiğini de açıklamak zorunda kalır. Bunun anlamı da böyle bir değerlendirmenin meseleyi çözmeyip bir basamak geriye taşımasıdır.

Sonuç olarak bilinçli tasarımın kaynağının "uzaylılar" gibi bir kavram olamayacağı ortadadır. Bir an için uzaylılar diye birilerinin olduğunu farz etsek dahi bunların kendilerinin de tesadüfen ortaya çıkamayacakları, bilinçli bir tasarımın ürünü olmaları gerektiği açıktır. (Çünkü fizik ve kimya kuralları evrenin her yerinde aynıdır ve bu kurallar, canlılığın "tesadüfen" oluşmasını imkansız kılmaktadır.) Bu da uzayın, evrenin ve bunların içindeki her türlü varlığın, herşeyin ötesinde, hiçbir şeye tabi olmayan, maddeden ve zamandan bağımsız, üstün ilim, kudret ve akıl sahibi olan Allah tarafından yaratıldıklarını gösterir.

KLONLAMA TARİHİ
1984: Steen Willadsen, olgunlaşmamış koyun embriyo hücrelerinden yaşayan bir kuzu klonladığını açıkladı. Daha sonra Willadsen, inek, domuz, keçi, tavşan ve maymunu da kullandı. Bu deneylerde çok hücreli koyun embriyosundan çekirdek alınıp yumurta hücresine aktarılıyordu.
1994: Daha gelişkin embriyo hücrelerinin ilk klonlamasını Neal First gerçekleştirdi. En az 120 hücrelik buzağı embriyosu klonlandı. Bu çok hücreli inek embriyosunun çekirdeği çıkarıldı ve çekirdek yumurta hücresine aktarıldı.
1996: Ian Wilmut, Neal First'in deneyini koyunlar üzerinde yaptı. Ancak embriyo hücrelerinin çekirdeğini almak için hücrelerin duraklama dönemine gelmesini bekledi. Sonra çekirdekleri çıkarıp yumurta hücresine aktardı.
1997: Dr. Wilmut, 6 yaşındaki bir koyunun meme hücresinden klon üretti. Bu defa çekirdek erişkin bir hücreden yani meme hücresinden alınıp yumurta hücresine aktarılmıştı. Dolly 277 yumurta içinde tek hayatta kalan kuzuydu. Dolly'nin oluştuğu hücre Ocak 1996'da birleştirilmişti.
1997: Oregon Primat Merkezi'nden tek bir embriyo hücresinden iki rhesus maymunun klonlandığı haberi geldi.
1998: Tıp doktoru G. Richard Seed, o günlerde anne rahminden aldığı insan embriyosunu başka bir annenin karnına aktarıyordu. İnsan klonlamaya karşı duyduğu ilgiyi ilan etti. Bu konudaki hassas denge, ahlakî tartışmalara yol açtı. Tartışmalar sonucu Amerika Birleşik Devletlerinde insan klonlamaya karşı yasalar konuldu.
1999: Avrupa ülkeleri insanın genetik olarak kopyalanmasını yasaklayan sözleşmeyi Paris'te imzaladı.
2000: İnsan Genomu projesi doğrultusunda, insan DNA'sının yazılımı ilk defa ilan edildi. Toplantıda İngiltere Başbakanı ve Amerikan Başkanı "Allah'ın insanı yarattığı dili okumaya başlıyoruz" ifadesiyle projeyi tanıttılar
27 Aralık 2002: Clonaid firması ilk klon bebeğin doğduğunu ilan etti. Sezeryanla doğduğu ilan edilen bebeğin Kanada'da dünyaya geldiği ilan edildi.




 

Ana Sayfa

 

www.bilgilerdunyasi.net © 2004